Kamuda Silo Sendromu: Görünmez Duvarları Yıkmak ve Bütünleşik Yönetim
Modern kamu yönetiminin en büyük paradokslarından biri, teknolojik imkanların artmasına rağmen kurumlar arası iletişimin ve iş birliğinin aynı hızda gelişememesidir. Vatandaşların "devleti tek bir bütün" olarak algılamasına karşın, arka planda kurumların birbirinden kopuk adacıklar halinde çalışması durumuna literatürde "Silo Sendromu" (Silo Mentality) adı verilmektedir.
Bu makalede, kamu sektöründe verimsizliğin temel nedenlerinden biri olan Silo Sendromu'nu, etkilerini ve bu görünmez duvarları yıkmanın yollarını ele alacağız.
1. Silo Sendromu Nedir?
Silo sendromu, bir organizasyon içindeki departmanların veya birimlerin, bilgiyi, hedefleri, araçları ve öncelikleri diğer birimlerle paylaşmaktan kaçınması durumudur. Tıpkı tarımsal siloların birbirinden bağımsız dikey yapılar olması ve içindekilerin birbirine karışmaması gibi, kamu kurumları da kendi içlerine kapanarak "dikey" bir hiyerarşi içinde hapsolurlar.
Kamuda bu durum genellikle şu cümlelerle kendini belli eder:
- "Bu bizim departmanın verisi, paylaşamayız."
- "Bu sorun bizim görev tanımımızda değil."
- "Bizim bütçemiz, bizim projemiz."
2. Kamuda Siloların Oluşma Nedenleri
Özel sektörden farklı olarak kamu sektörünün doğası, siloların oluşmasına daha elverişli bir zemin hazırlar:
- Katı Mevzuat ve Hiyerarşi: Kamu kurumları yasalarla kesin çizgilerle ayrılmış görev tanımlarına sahiptir. Bu durum, "sınırları koruma" refleksini geliştirir.
- Bütçe Yapısı: Her birimin kendi bütçesini yönetmesi ve kaynaklar için rekabet etmesi, iş birliği yerine korumacılığı teşvik eder.
- Teknolojik Uyumsuzluk: Kurumların farklı zamanlarda, farklı altyapılarla geliştirdikleri yazılımların birbirleriyle konuşamaması (entegrasyon eksikliği).
- Kurumsal Kültür ve Liderlik: Bilginin güç olarak görüldüğü yönetim anlayışında, yöneticiler otoritelerini korumak için bilgi akışını kısıtlayabilirler.
3. Sendromun Belirtileri ve Sonuçları
Silo sendromunun varlığı, hem kurum içi çalışanlar hem de hizmet alan vatandaşlar tarafından kolayca hissedilebilir.
| Belirti | Sonuç (Maliyet) |
| Mükerrer İşler | Aynı verinin vatandaş tarafından birden fazla kuruma tekrar tekrar verilmesi. |
| Kaynak İsrafı | Benzer projelerin farklı bakanlıklarca, birbirlerinden habersiz olarak finanse edilmesi. |
| Karar Alma Yavaşlığı | Bir dosyanın kurumlar arasında gidip gelmesiyle kaybedilen haftalar/aylar. |
| Büyük Resmin Kaybolması | Her birimin sadece kendi hedefine odaklanıp, devletin genel stratejik hedeflerini ıskalaması. |
Önemli Not: Vatandaş, hizmet alırken hangi daire başkanlığının sorumlu olduğuyla ilgilenmez; sorununun çözülmesini ister. Silo sendromu, vatandaş memnuniyetini doğrudan düşüren en büyük faktördür.
4. Çözüm: Siloları Yıkmak ve Köprüler Kurmak
Silo sendromunu aşmak sadece teknolojik bir dönüşüm değil, aynı zamanda köklü bir zihniyet devrimidir.
A. Birlikte Çalışabilirlik (Interoperability)
Teknik siloları yıkmanın yolu, sistemlerin birbiriyle konuşmasından geçer. Türkiye'de e-Devlet kapısı bunun en başarılı örneğidir. Ancak arka planda kurumların veri tabanlarının ortak standartlarda (API'lar aracılığıyla) anlık veri paylaşımına geçmesi şarttır.
B. Çapraz Fonksiyonlu Takımlar
Projeler "birim bazlı" değil "amaç bazlı" yönetilmelidir. Bir sorunu çözmek için farklı departmanlardan (IT, Hukuk, Operasyon vb.) uzmanların bir araya geldiği geçici veya kalıcı görev güçleri oluşturulmalıdır.
C. Ortak Veri Stratejisi
Veri, bir departmanın malı değil, kurumun (veya devletin) ortak varlığıdır. "Veri sahibidir" anlayışından "Veri emanetçisidir" anlayışına geçilmelidir.
D. Performans Yönetimi
Yöneticilerin ve memurların performansı sadece kendi birimlerinin başarısıyla değil, diğer birimlerle yaptıkları iş birlikleriyle de ölçülmelidir.
Sonuç: Kurum Odaklılıktan Vatandaş Odaklılığa
Kamuda silo sendromu, 21. yüzyılın çevik yönetim anlayışıyla bağdaşmayan bir hastalıktır. Bu sendromu yenmek; "Benim Kurumum" yerine "Bizim Devletimiz" ve "Bizim Vatandaşımız" diyebilmeyi gerektirir.
Görünmez duvarların yıkıldığı, verinin serbestçe aktığı ve ortak aklın egemen olduğu bir kamu yönetimi, sadece verimliliği artırmakla kalmayacak, aynı zamanda vatandaşın devlete olan güvenini de pekiştirecektir.
Yorumlar
Yorum Yaz